TÜRK DÜNYASINDA TARİHİ VE SOSYOLOJİK OLAYLARIN
SANAT EĞİTİMİNE ETKİLERİ
Mehmet BAŞBUĞ
ÖZET
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Türk Dünyası ve Türk Kimliği gibi terimlerin ortaya çıkması, Türk kültür coğrafyasının temellerinin oluşturulmasında önem kazanmıştır. Bugün bu coğrafyanın temellerinin atılmasında kültür, sanat, eğitim ve bilim adamlarının payı çok büyüktür. Türk Kültür coğrafyasının ortaya çıkmasında ve öneminin vurgulanmasındaki payı herkes tarafından kabul gören ünlü Türk fikir adamı Ziya Gökalp’in “Kızıl Elma” felsefesi, Türk Dünyasının en büyük ideallerinden biri olmuş ve bir çok Türk aydınını etkilemiştir. Bununla paralel olarak Türk sanatına hizmet etmiş ve aynı fikirleri benimseyen sanatçılarda bu idealin peşinden gitmişlerdir. Bilinçli sanat eğitimcileri ve sanatçılar, toplumları için önemli tarihi ve sosyolojik olaylara çalışmalarında veya derslerinde yer vermişlerdir. Ancak bazı öğretmenlerin ve öğrencilerin sanat eğitimine bakış açılarında bazı problemler olduğu açıkça ortadadır. Ders kitaplarının görsellik adına yetersiz kalması sanatsal bazı ihtiyaçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Plastik açıdan irdelendiğinde ünlü savaşların, destanların, dayanışmanın, birlik ve beraberliğin anlatıldığı sanat faaliyetlerinin eğitimi büyük oranda etkilediği görülmektedir. Eğitim sanat eserleriyle desteklendiği takdirde, ezbercilikten uzak tamamıyla anlamaya yönelik olacaktır. Bu araştırmada Türk sanat eğitimini etkileyen, milletler için büyük önem taşıyan tarihi ve sosyolojik olayların sanat yoluyla görsellik kazandırılarak, kitlelere ulaşma yöntemleri ele alınmıştır.
Anahtar Kelimeler
Türk Dünyası, Eğitim, Sanat, Tarihi ve Sosyolojik Olaylar
THE EFFECTS OF HISTORICAL AND SOCIOLOGICAL EVENTS
TO ART EDUCATION IN THE TURKISH WORLD
Mehmet BAŞBUĞ
ABSTRACT
After the collapse of Soviet Union, the emergence of the terms such as Turkish World and Turkish Identity has gained importance in forming the foundations of Turkish Culture Geography. Today, in laying the foundation of this geography, the contributions of pedagogues, artists, scientists and cultereds are very great. In the emergence of Turkish Culture Geography and in emphasizing the importance of it, the philosophy of “Red Apple” (Kızıl Elma)” of Ziya Gökalp, whose contributions to Turkish World are accepted by anyone, has become one of the greatest idea of Turkish World and influenced many Turkish intellectuals. In parallel with this,the artists who have served Turkish art and shared the same ideas, have also followed that idea. Conscious art pedagogues and artists have given place to the historical and sociological events which are important for their society in their studies and lectures,but it is very obvious that there are some problems in the perspective of some teachers and students to the art education. Course book’s being insufficient in visuality cause some artistic requirements to come out. When examined in plastic perspective, it is seen that the artistic activity, in which the great wars, legends, solidarity and union are explained, has affected the education considerably. If supported with the Works of art, the education, instead of memorazing,will be complately aimed at understanding. In this research, the historical and sociological events that affect Turkish art education and that have great importance for nations are dealt with by giving visuality through art. Reaching methods to the masses of these events is also dealt with.
KEY WORDS
The Turkish World, Education, Art, The Historical and Sociological Events
GİRİŞ
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Türk Dünyası ve Türk Kimliği gibi terimlerin ortaya çıkması, Türk kültür coğrafyasının temellerinin oluşturulmasında önem kazanmıştır. Ancak bugün coğrafi bir sınır çizilmemesine karşın, Türk Halkları Asamblesi Başkanı Vyecislav Timoteyev’e göre Doğu ve Batı Sibirya, Eski Türkistan, Kafkasya, Türkiye, Kuzey Irak, İran, Avrupa, Amerika ve Avustralya’yı kapsayan geniş bir coğrafya üzerinde Türklerin yaşadığı görülmektedir.
Orta Asya Türk kültürünün yayılma alanları olarak Hazar denizi ve İran’dan, Çin sınırına, kuzeyde Sibirya’dan, güneyde Himalaya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyadan söz etmek mümkündür. Bu topraklarda çöl ve bozkırlar arasında akan nehirlerin havzalarında kurulmuş olan sayısızca devlet ve uygarlık bulunmaktadır. Bunların en önemlileri arasında; Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler, Temûrlular, Babürlüler, Harzemşahlar, Selçuklular, İlhanlılar, Çağataylılar, Moğollar ve Kıpçaklar’ı sıralamak mümkündür. Uygarlıklar ve bunların devamı niteliğinde olan sayısızca boy, kabile, devlet teşekkül edilmiştir. Kurulmuş olan bu uygarlıkların yaşadığı bölgeye komşu kültürlerinde tesiriyle etkileşimli yeni kültürlerin ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur (Muslimov, 1995: 335). Örnek vermek gerekirse İran’a yakın Türk boylarının kültür değerleri İran tesiri, Çin’e yakın kurulan devletlerde, Çin tesirini görmek mümkündür (İpşiroğlu, 1985: 28).
Bu örnekleri biraz daha açmak gerekirse Delhi’de Türk Sultanı Kutbettin Aybey tarafından yaptırılan Kutup Minar (1206- 1210) dünyanın en yüksek minaresi olarak kabul edilmektedir. Türbelerin en güzeli olarak vasıflandırılan Agra’daki Tac Mahal (1630- 1652) Şah Cihan tarafından eşi Mümtaz Mahal adına inşa edilmiştir (Özdek,1983:23). Yine Şah Cihan’ı tasvir eden 16.yy Babür Devleti’ne ait minyatürler incelendiğinde giyim, kuşam ve tiplemelerde Hint tesirini görmek mümkündür (Özdek, 1983: 241).
Hindistan’ın ünlü devlet adamı Rajiv Gandhi; “Babür, Büyük Moğol Hanedanı’nın temelidir. O, Orta Asya alimlerinin, Hint düşünürlerinin ve sanatkarlarının sahip oldukları değerleri birleştirerek, Hindistan’ın ekonomisi ve medeniyetinin gelişmesini sağlamıştır.” Sözü etkileşimin boyutlarını gözler önüne sermektedir (Babayeva, 2001: 31).
Bütün Türk sanatları incelendiğinde Pazırık’tan, Gördes’e kadar uzanan folklorik kültürel değere sahip eserlerin, ortak dili Türk Tamgaları ve Mitler ile bunları ritmik bir armoniyle birleştiren renk üsluplarıdır (Özergin, 1975: 9). Bu renk üsluplarına paralel olarak Uygurlardan başlayarak Karahanlılar’a, hatta Büyük Selçuklu’ya kadar uzanan mimarlık silsilesinin getirdiği, abidevi eserler incelendiğinde aynı ortak özellikler fark edilmektedir. Ortak özellikleri bakımından Anadolu’nun en eski dini yapısı olan Diyarbakır Ulu Camii Sultan Melikşah’ın Kitabesini taşıması açısından en önemli eserlerdendir. Ayrıca 1129 tarihli Siirt Ulu Camii ve eğri minaresi üzerindeki firuze renkli sırlı tuğla ile süslenmiş Kufi yazılar, Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevi Türbesi’ndeki mimari üslubuyla benzerlik göstermektedir (Tuyakbaeva, 1987: 70). Diğer benzer Türk eserleri incelendiğinde de bu eserlerin, doğudan batıya uzanan bir zincirin kopmaz halkaları olduğu belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır (Aslanapa, 1996: 14).
İdil (Volga) boyunda kurulan Bolgar Hanlığı’nın başkenti olan Bolgar’da yapılan kazılarda ortaya çıkarılan bulguların gerek Anadolu gerekse Orta Asya’daki kazılarda ortaya çıkarılan bulgularla aynı özellikler göstermesi de Türk boy ve kabilelerinin, devletlerinin kültürel değerleri arasında etkileşim olduğunun bir göstergesidir (Davidov, 1996: 240).
Söz edilen misaller şunu göstermektedir ki; Tarihte birçok devlet kurulmuş ve çeşitli nedenlerle değişime uğrayarak, yok olmuştur. Ancak yok olmayan ve gelişerek devam eden bu devletlere ait kültür ve sanat değerleridir (Bülbüloğlu, 1996: 5).
Türk Dünyası ve Kültürel Değerleri
Türklerin tarih boyu bağlı bulundukları vatana sahip çıkmaları, yaşadıkları yörelere ilim ve kültür adına önemli eserler bırakmasıyla gelecek kuşaklara aktarılmıştır. Bugün Türk kültür coğrafyası temellerinin atılmasında bu eserlerle beraber, kültür, sanat, eğitim ve bilim adamlarının payı çok büyüktür. Bu coğrafyanın ortaya çıkmasında ve öneminin vurgulanmasındaki payı herkes tarafından kabul gören ünlü Türk fikir adamı Ziya Gökalp’in “Kızıl Elma” mefkuresi, Türk Dünyasının en büyük ideallerinden biri olmuş ve bir çok Türk aydınını etkilemiştir. Bununla paralel olarak Türk sanatına hizmet etmiş ve aynı fikirleri benimseyen sanatçılarda bu idealin peşinden gitmişlerdir. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi mimarisini milli bir sentezle bütünleştiren Gazi Eğitim Enstitüsü, Büyük Millet Meclisi gibi çok sayıda esere imza atan Mimar Kemalettin için Ziya Gökalp, “Türkçülüğün Esasları” isimli eserinde “Bütün genç mimarların Türkçü olmasında onun büyük tesiri vardır” demiştir (Ayvazoğlu, 1988: 198).
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında Ziya Gökalp’in payının büyük olduğu bilinmektedir. Cumhuriyetle beraber başlayan yenilik hareketleri ve inkılaplar sanat çevrelerinde de ilgiyle takip edilmiştir. Sanatta öze dönüş hareketleri kabul görmüştür. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda 1923- 1933 yılları arasındaki on yıllık bir süreçte hemen hemen bütün sanatçılar “Kurtuluş Savaşı”nı belgeleyen sayısızca eserler yapmışlardır. Savaş kompozisyonlarının dışında okuma-yazma seferberliği, tarım, harf inkılabı, istihsal gibi yenilikler sanatçılara konu olmuştur. Bu konular daha öncede sanatçılarımız tarafından ele alınmıştır. I. Dünya Savaşı’nın Türk tarihi ve sosyal yapısı üzerinde derin bir etki bıraktığı yıllarda bu olayların sanat eğitimi açısından ele alınması ve kalıcı eserler bırakması sebebiyle, dönemin Erkan-ı Harbiye Reisi ve Başkomutan Vekili olan Enver Paşa Şişli’de bir atölye kurdurup bu atölyede Türk resminin tanınmış sanat eğitimcilerini görevlendirerek, I.Dünya Savaşı’nın toplumsal yapımız üzerindeki etkilerini sanatçılardan kompozisyonlarla anlatmalarını istemiştir (Ataöv, 1983: 14). Yapılan eserler devlet tarafından desteklenerek maddi kaynaklar doğrultusunda sanatçıların masrafları karşılanmıştır. Bu eserler Osmanlı ile İttifak halinde savaşa giren Avusturya ve Almanya’da sergilenmiştir. Eserler sergilendiği mekanlarda büyük ilgi ile karşılanmıştır. Sergi, İttifak devletlerine savaş atmosferi içinde moral kazandırmak amacıyla destansı kahramanlık öykülerinin anlatıldığı ve Türk resminin üstatlarının fırçasından yansıyan görüntülerin yer aldığı, bugün belgesel niteliğindeki eserlerden oluşmaktadır. Bugün Şişli Atölyesi’nde yapılan eserlerin çoğu Türkiye Cumhuriyeti müzelerinde sergilenmektedir. Bu eserler dönemin sosyal ve siyasal yapısını anlatması açısından büyük önem arz etmektedir.
1918- 1922 yılları arasında Mustafa Kemal’in önderliği ile başlatılan Kurtuluş Savaşı’nda, bir çok asker kökenli ressamın bizzat yerinde çalışarak kompozisyonlar yaptığını resimlerden anlamak mümkündür. Özellikle 1923-1933 yılları arasında “1914 Kuşağı”nın egemen ve izlenimci teknikle gerçekleştirdiği manzara, ölü doğa temalı resimlerinin yanında büyük boyutlu, kalabalık figürlü kompozisyonların üretildiği ve yaşanan güncel olayların tuvallere yansıtıldığı görülmektedir. Kalabalık figürlü bu eserlerin konularını, Türk ordusunun çeşitli cephelerde verdiği savaşlar, Kurtuluş Savaşı’ndan sahneler, kahramanlıklar, bu savaşların getirdiği yıkımlar, acılar oluşturmuştur. Atatürk ve yakın silah arkadaşlarından İsmet İnönü, Fevzi Çakmak gibi ileri gelenlerin çeşitli çalışmaları, gezileri, Cumhuriyet’le başlayan kalkınma çabaları, gerçekleştirilen devrimler gibi somut eylemler bu dönemin başlıca ele alınan konularıdır (Gören, 2003: 81).
Bütün bunlar, bir devrin sanatçıları ve sanat eğitimcilerinin yaşadığı ortamdan etkilenerek resim yaptıklarının örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönem çalışmaları Cumhuriyet’in kuruluşunun onuncu yılında Ankara’da “İnkılap Sergisi” adı altında sergilenmiştir. Bu serginin açılışını bizzat Mustafa Kemal yapmıştır. Meşhur “Onuncu Yıl Nutku”nda “Türk milletinin tarihi bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir” diyerek sanata ve sanatçıya verilmesi gereken önemi vurgulamıştır. Yine bu yıllarda sanatçıların bir araya gelerek kurdukları sanat alanında dördüncü cemiyet olan “D Grubu” Türk sanat tarihinin önemli bir bölümüne katkı sağlamıştır. Bu Grubun sözcülüğünü Elif Naci üstlenmiş “Türk Resmi Alplerin ötesinde değil, Torosların eteklerinde aranmalıdır” diyerek, entelektüel Batı hayranı aydınlara gönderme yapmış, yerel motiflerin Türk sanatının temel değerlerini oluşturacağı ve Türk sanatkarlarının köklerini kendi milletinden alan, ilerici, dünya sanatında tutunabilecek bir sanat yaratma felsefesini ideal edinmiştir (Naci, 1980: 20).
1938 yılında Atatürk’ün ölümünün Türk dünyasında bıraktığı derin yas ve üzüntü atmosferinin ardından 1939 yılında I. Devlet Resim ve Heykel Sergisi Yarışması açılarak sanat ve sanat eğitimine devlet teşvik armağanları vererek sanatçılar desteklenmiştir. Yarışma sonunda katılan sanatçılardan Zeki Kocamemi’nin “Atatürk’ün Naşı’nın Taşınması” konulu eserine I. Ödül verilmesine seçici kurul tarafından karar verilmiştir. Tarihi açıdan incelendiğinde bu hadise Türk toplumunun Ata’sına bağlılığını ortaya koymaktadır.
Olayların seyri incelendiğinde 1939’dan başlayarak kırklı yıllarda muhtelif zamanlarda sanatçıların topluma dönük bir sürece sürüklendikleri yada bu yönde teşvik edildikleri gözlemlenmektedir. Bunun en basit örneği olarak “Yurt Gezileri” adı altında başlatılan ve sanatçılarla halkı bütünleştiren bir projeden söz etmek mümkündür. Sanatçıların yurdun çeşitli yerlerine gönderilmesiyle Anadolu folklorunun, kültürel değerlerin, gelenek ve göreneklerin, yerinden gözlemle araştırılması ve resim diliyle anlatılması amaç edinilmiştir. Bu proje hem ressamlar açısından hem de halk ve toplum açısından son derece yararlı bir süreç olmuştur. Ressamlar görmedikleri coğrafya ve toplumlar hakkında bilgi sahibi olmuşlardır. Ayrıca ressamların ortaya koydukları yüzlerce eser bir devrin tarihi hakkında önemli birer arşiv belgesi olarak müzelerdeki yerini almıştır. Müzelerin bu konuya hassasiyetle yaklaşması halkı ve sanat eğitimi veren akademik çevreleri de olumlu yönde etkilemiştir. Bu münasebetle etkilenen en önemli kurumlardan biride Gazi Eğitim Enstitüsü’dür. Çünkü program kapsamında bu dönemde görevlendirilen sanatçıların pek çoğu sanatçı kimliğinin yanında, aynı zamanda bu kurumda görev yapmış olan eğitimcilerdir. Sanatçılar halktan edindikleri izlenimleri ve sosyal hayatın gerçeklerini konu alan çalışmalarıyla kendi öğrencilerine de ilham kaynağı vermişler, kitaplarda edinemeyecekleri bilgileri resim yoluyla anlatma çabası içinde olmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi’nde önemli tarihi ve sosyolojik olayların sanat ve sanat eğitimine yansıması bunlarla sınırlı değildir. Birkaç örnek vermek gerekirse; Anadolu’nun Türkler tarafından fethinin 900. yıldönümü olan 1971 yılında Türkiye çapında ilkokuldan üniversiteye ve hatta profesyonel sanatçılara kadar çeşitli resim, heykel, tiyatro gibi etkinlik ve sanatsal çalışmalarla kutlama programı hazırlanmıştır. Bu kapsamda sanat eseri yarışmaları bizzat dönemin Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nın maddi desteğiyle açılmış, çeşitli armağanlarla nişanlar verilmiştir (Bayram, 1977: 13).
Tarihi açıdan büyük öneme sahip 1071 yılı bugüne kadar her yıl çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Fakat özellikle 1971 yılında büyük bir anıt projesi yarışması açılmıştır. Bu proje mimarları Gönül Aslaner ve Mustafa Aslaner’den oluşan Aslaner grubudur. “Malazgirt Külliyesi” ismini verdikleri projeleri yarışmada birinci ödülü almış ve uygulanmasına karar verilmiştir. Bu münasebetle de dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Malazgirt’te temeli atılarak yapına başlanmış ve tamamlanmıştır.
Bakanlıklar ve ilgili kuruluşlardan meydana gelen toplam on yedi kişilik komisyonun oy birliği ile kabul edilen proje, toplam doksan bin metrekarelik alana yayılmakla beraber esasen kırk iki metre yükseklikte iki dev kuleden meydana gelmektedir. Burada Selçuklu portallerinin heybetli girişi görülebilmektedir. İki kule arasındaki mesafe törenlerde merasim kıtalarının da geçe bileceği düşünülerek hesaplanmıştır. Kuleye girerken sağ ve solda çeşitli rölyeflerle konu anlatılmıştır. Solda Alparslan ve ordusu bütün heybetiyle batıya doğru hücum halinde olup orduda yelpaze düzeni vardır. Rölyefler tasarlanırken Cumhurbaşkanlığı muhafız alayı mızraklı süvari grubuna çeşitli tatbikatlar yaptırılmış ve model olarak kullanılmıştır. Sağ tarafta ise halkın bir bütün olarak Anadolu’ya akışı gösterilmektedir. Yani millet ve ordu yan yana omuz omuza Malazgirt meydan muharebesini temsil eden iki dev kule arasında nehirlerin denize ulaşması gibi Anadolu’ya akmaktadır. Rölyeflerin bitiminde kulelere ulaşılmaktadır. Sol kulede Alparslan’ın Nutku ve Selçukluların sembolü olan çift başlı kartal rölyefi işlenmiştir. Karşısında bulunan sağ kulede ise Cumhurbaşkanlığı Forsu ve anlamı olan on altı Türk Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu büyük önder Atatürk’ün sözleri yer almaktadır. İç tören alanında seyir tribünlerinin önünde iki tarafta yirmi dört Oğuz boyunun damgaları işlenmiştir. Merasim yolunun sonunda batıya açılan tarafta bayrak direkleri düşünülmüştür. Merasim yolu bu taraftan sonra ikiye ayrılarak Malazgirt şehrine ulaşmaktadır (Bayram, 1977: 15). Bu anıtın, tarihi açıdan önemli hadiseleri sanat eserlerinin anlatmak istediği düşünceler bütününü yansıtması açısından incelendiğinde, bir Türk öğrencisinin kafasında kalıcı tesirler bırakacağı muhakkaktır. Türkler tarih boyu devletler kurmuş, kurdukları devletleri unutturmamışlardır. Tarihine sahip çıkan nesillerin kaybolmaması için çalışmalar yapmışlardır. İşte bu anıt bu çalışmaların en güzel örneklerinden biridir.
Tarihi ve sosyolojik olayların sanat ve sanat eğitimi üzerindeki etkileri incelendiğinde örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu örneklerden biride İstanbul’un Fethi’nin 500. yılı dolayısıyla çeşitli yarışmalar ve etkinlikler yapılmıştır. Ankara Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi’nde açılan, iki yüz elli tablodan oluşan ressam Hayri Çizel’e ait tarihi kompozisyonlar, sanat ve halk çevrelerinden geniş yankı bulmuştur. Dönemin eğitimcileri Türk yakın tarihi hakkında fikir veren bu çalışmaları yakından izleme fırsatı bularak izlenimlerini öğrencileriyle paylaşmışlardır. Benzer olaylara örnek vermek gerekirse, yine Cumhuriyet’in 50. Yılı, Atatürk’ün 100. doğum yılı, İstiklal Marşı’nın kabul yıldönümleri, Çanakkale’nin Zafer yıldönümleri veya il ve kurtuluş günleri gibi milli ve manevi değeri olan gün ve haftalarda sanat eğitimi ile ilgili çalışmalar yapılmış, günümüzde de halen yapılmaktadır. Sanat eğitimi ile ilgili ders müfredatlarında bu konular yeterince işlenmekte ve öğrenciler teşvik edilmektedir.
Bütün Türk Dünyası’nda ve Türk Kültür Tarihi’nde Nevruz her zaman kutlanmıştır. Hemen her çağda ve her Türk coğrafyasında karşımıza çıkmaktadır. Oğuz Kağan’ın bugünü kutsal saydığını ve bayram gibi törenlerle karşıladığı bilinmektedir. Türklerin Nevruz ile ilgili kutlamaları Uygur duvar resimlerinde de görülmektedir. Nevruz eski takvimlerde yılın ilk günü kabul edilmektedir. Bu yüzden Türk Dünyasının büyük bir bölümünde “Yeni gün” olarak bilinmektedir. Türk Dünyasının tamamında ve Türk Dünyasına komşu olan coğrafyalarda kutlanan Nevruz, eski takvimlere göre yılın, baharın ilk günüdür. Kültür ve sanat adamları, ülkenin siyasileri bir araya gelerek bu günü yapılan çeşitli etkinliklerle kutlamaktadır. Özellikle dini ve milli bayramların yanında ayrı bir öneme sahip olan Nevruz, gelenek ve görenekler arasında yer almaktadır. Bu sebeple resim derslerinde Nevruz içerikli konulara da yer verilmektedir. Sosyolojik açıdan geniş kitleler tarafından rağbet gören bu gün bütün Türkler için özel bir anlam ifade etmektedir. Nevruz Türk coğrafyalarında çeşitli isimlerle anılmaktadır. Altay Türkleri “Cılgayak Bayramı”, Azerbaycan “Ergenekon”, Başkurt Türkleri “Ekin Bayramı”, Doğu Türkistan “Yeni Gün, Baş Bahar”, Gagavuzlar “İlkyaz”, Hakas Türkleri “Cılsırtı, Ulu Kün”, Karaçay-Balkar Türkleri “Gollu, Gutan, Saban, Sabantoy, Tegri Toy”, Kazakistan Türkleri ve Karapapaklar “Tevekemeb, Ergenekon Bayramı”, Kumuk Türkleri “Yaz Baş”, Mogay Türkleri “Sabantoy”, Türkmenler “Teze Yıl”, Uygur Türkleri “Yeni Gün”, Kazakistan’da “Ergenekon Bayramı” olarak kutlamışlardır.
Selçuklu Hükümdarı Celaleddin Melikşah, devrin gök bilimcilerini Selçukluların başkenti İsfehan’da toplamış kendi adıyla anılan Celali takvimini yaptırmıştır. Şemsi Takvim adıyla anılan İran ve Afganistan’da kullanılan bu takvime göre yılbaşı 21 Mart’tır. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan Nevruz gününü yılbaşı kabul etmiş, vergileri buna göre düzenlemiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nde de 1980 öncesine kadar vergi matrahları ile ilgili beyannameler Mart ayında verilmiştir.
Sultan kelimesinin Nevruz ile birlikte kullanılması padişahların halkla birlikte Nevruz kutlamalarına katılmasıyla ilgilidir. Ertuğrul Gazi törenleri II. Abdülhamit zamanına kadar eski takvime göre Nevruz adıyla yapılmıştır. Bu tarihi derinlik divan edebiyatında da işlenmiş, şairler tarafından gazel ve kaside tarzında uygulanmış, devrin hükümdarlarına ve devlet adamlarına sunulmuştur (Demir, 2006: 45).
21 Mart 1919 günü Konya’da, 21 Mart 1922 günü Ankara Keçiören’de Atatürk’ün bizzat kendisinin iştirak ettiği Nevruz törenleri mevcuttur (Soyak, 1968: 97).
1985 yılında Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde açılan Sovyetler Birliği Çağdaş Ressam, Grafik Sergisi’nde Türk topluluklarından katılan sanatçıların eserlerinde tarihi ve sosyolojik olayların rahatlıkla fark edildiği gözlemlenmektedir (Kınaytürk, 1985: 15). Bu sergiye fonunda siluet halinde Ankara kalesi ve Türk bayrağı yer alan Atatürk portresi ile katılan Ahmet Kıtaev büyük beğeni toplamıştır. Bu tablosu Sovyet heyeti tarafından Kültür Bakanlığı’na armağan edilmiştir. Bakanlık, Devlet Malzeme Ofisi kanalıyla bu tablonun tıpkıbasımlarının yaptırılıp Türkiye’deki bütün resmi kurumlara gönderilmesine öncülük etmiştir.
1991 yılından itibaren Türk Dünyası ile köprüler kurulmaya başlanmış, ortak Nevruz kutlamaları ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. 1994 ve 1995 yıllarında Türksoy’a üye ülkelerin Kültür Bakanları Marmaris’te (Türkiye) toplanarak Nevruzu ortak kutlama kararı almışlardır. Bu tarihten itibaren de Nevruz konulu panel, sergi, konferans gibi kültürel faaliyetler hız kazanmıştır. Okullarımızda ve sanat eğitimi ile ilgili kurumlarda sanat eğitimi derslerinde bu konu çoğunlukla ele alınmaktadır. Nevruz konusu ile ilgili 2004 yılının Mart ayında Ankara’da Türk Dünyası Kültür ve Sanat Vakfı’nca düzenlenen Türk Dünyası ressamlarının katıldığı Nevruz konulu resim sergisi açılmıştır. Bu sergideki resimleri incelediğimizde Türk devlet ve topluluklarında katılan sanatçılar kendi coğrafi bölgesinin özelliklerini yansıtan kompozisyonlar yaptıkları açık bir şekilde fark edilmektedir. Yani Nevruz bayramı bütün Türk Dünyasında, sanatta ve sanat eğitiminde yaygın olarak kabul görmüş ortak milli bir bayramdır.
Türk Dünyasında Tarihi ve Sosyolojik Olayların Sanat Diliyle Anlatılması
Türk Dünyası içinde yaşayan özde aynı, ancak farklı coğrafyalarda yaşam mücadelesi veren Türk halkı, kendi içinde tarihi kahramanlık türküleri, destanlar, şiirler, bayramlar gibi bazı etkinlikleri kutsal saymışlardır. Azerbaycan’da “Ulusal Diriliş Günü”, Kazakistan’da “Bağımsızlık Günü”, Özbekistan’da “İstiklal Günü”, Türkmenistan’da “Bağımsızlık Bayramı”, Kırgızistan’da “Zafer Bayramı”, Tacikistan’da “Bağımsızlık Günü”, Türkiye’de “Cumhuriyet Bayramı”, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde “Barış ve Özgürlük Bayramı”, Tataristan’da “Sabantoy” gibi tarihi ve kültürel açıdan büyük öneme sahip olaylar, bazı günler veya haftalarda çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır (Şimşek, 1998: 35).
9 Mayıs “Zafer Bayramı” Sovyetlerin II. Dünya Savaşı’nda Almanlara galip gelmesinin yıl dönümü olarak bütün Türk devlet ve topluluklarında kutlanmakta, sanat sergileri yarışmalar, eğitim kurumlarında bir dizi faaliyetlerle hatırlanmaktadır. Bütün bu etkinliklerin yapılması eğitimin her branşına yansıtılarak kalıcı tesirler bırakması sağlanmaktadır. Bu günün anısına çeşitli anıt heykeller dikilmiştir. Tataristan Çallı’da Heykeltıraş İldar Hanov’un 40x 30x 15m. Boyutlarındaki 1975 yapımı çelik ve beton malzeme kullanılarak meydana getirdiği “Anavatan” isimli anıtı 9 Mayıs günü binlerce Tataristan vatandaşının toplandığı, çelenkler koyduğu birliktelik işlevini üstlenmektedir (Sultanova, 2000: 7). Tatar çocukların anavatanları hakkında bilgi sahibi oldukları, yurt sevgisini, insan sevgisini anlatan bu eser sanatçının özverisini yansıtması bakımından da bugün Tataristan’da takdir gören önemli bir eserdir. Bütün Tatar, Başkurt yani İdil-Ural bölgesinde tahıl, ekin, mahsul, ziraat in sembolü haline gelmiş yüzyıllardır kutlanan Sabantoy Bayramı’da müzikten, tiyatroya, resimden, heykele, edebiyata kadar bütün sanat dallarına etki etmiş, bu önemli günün önemini yansıtan sayısızca eser üretilmiştir.
M.S. 922 yılında Bolgar Hanı Almuş tarafından Abbasi Halifesi El Muktedir Billah’a bir elçi gönderilip, kendilerine Müslümanlığı öğretecek bir heyet istenmiştir. Halife EL Muktedir Billah’ta bu isteği geri çevirmeyerek Tarihçi Ahmet İbn-i Faldan-ı bir elçi olarak heyetle beraber Bolgar’a göndermiştir. Olayla ilgili olarak “İdil Seyahatnamesi” isimli bir eser kaleme almıştır. Tarihi açıdan önemi büyük olan bu olay, bütün İdil Bolgarları tarafından her yıl anılmaktadır. Bu konuda pek çok sanatsal eserler meydana getirilmiştir (Şemsettinov, 1999: 48).
Tataristan tarihinde önemli bir yere sahip Süyümbike’de Tatar sanatında sıkça işlenmiş eğitim üzerinde derin iz bırakmıştır. Nasıl ki Türkiye tarihinde Nene Hatun kahraman Türk kadınını temsil etmiş ve bir çok ressama, sanatçıya ilham kaynağı olmuşsa, Süyümbike’de Tataristan tarihinde aynı öneme sahip olarak bir çok halk sanatçısı tarafından ele alınmıştır (Cebeci, 1998: 13).
Çağdaş Tataristan Resim Sanatı’nın en ünlü ustalarından L.A. Fattahov’un Kazan Resim ve Heykel Müzesi’ndeki “Sabantoy” şenliklerini konu alan figürlü büyük boyutlu kompozisyonu dikkate değerdir (Çervonnaya, 1983: 101).
Sibirya ve Uzak Doğu Türk topluluklarında da “Yaz Bayramı” konulu çok sayıda resim yapılmış, eğitim ve öğretim resim dersi müfredatında yer almıştır.
Sibirya ve Uzak Doğu sanatının tanınmış ressamlarından B. Karamzin’in “Yaz Bayramı” isimli serisini konu alan 1975 tarihli resimler incelendiğinde sanat eğitimi açısından önemli bir etkiye sahip olduğu gözlemlenecektir. Sibirya sanatının genel hatlarını içermesi ve yerel unsurları taşıması açısından da milli sanat görüşü ile bölge insanının yaşantısı hakkında da izleyiciye bilgi vermektedir (Nordşteyn, 1984: 57).
Tataristan Cumhuriyeti ressamlarından Rifkat Vahif’in Türk Dünyası Süleymaniye Kültür Merkezi’nde 1999 yılının Şubat ayında açtığı sergideki “Özgürlük” isimli tablosu ile Kuzey Türklerini Türkiye’ ye biraz daha yaklaştırmak istemiştir. Tabloya derin anlam ve biçimler vererek izleyicide duygusal anlamda etki uyandırmak istemiştir. Yetmiş yıllık Sovyet hakimiyetinde çekilen çileleri Türk halkına resim diliyle anlatma yolunu seçmiştir (T.D.A.V., 1999: 2).
Başkurtlar için büyük kahraman, Çarlık rejimine karşı mücadele etmiş, Başkurtların bağımsızlık önderi olan Salavat Yulaev’in, Ufa’daki Ak İdil’in tepeden akışını seyreder şekilde tasvir edilen büyük boyutlu atlı heykeli Başkurtların tarihi kahramanlarına nasıl sahip çıktıklarının bir göstergesidir. Yine Ufa’daki Nesterov Müzesi’ndeki Başkurt efsanelerine ait tabloların yer alması bunu belgelemektedir (Mefodevna, 2001: 5). Milletlerin tarihlerine sahip çıkmaları ve tarihi sevdirmeleri sadece tarih dersi ile yada tarih dersi öğretmenleriyle mümkün olmamaktadır. Bunu bilen devlet adamları her zaman kültür ve sanat eserlerine yatırım yapmayı ülke menfaatleri doğrultusunda görmüşlerdir.
Çuvaş sanatında da özellikle bilime, sanata ve eğitime öncülük etmiş olan kişilerin sanat eğitimcilerine konu oldukları görülmektedir. Derslerde işlenen tarihi konularda, öğretmenlerin önemli kişilerin hayatlarından kısa kesitleri sundukları gözlem neticesinde görülmüştür. Öğrencilerin anlatılan bu kısa anekdotlara kayıtsız kalmadıkları yapılan mülakatlarla anlaşılmıştır. Eğitimi sanat diliyle anlatma çabası, en olumlu şekilde Çuvaşlarda görülmektedir. Çeboksar Şehir Müzesi ile çok sayıda kültür komplekslerinde uygulanan ve insanlara sunulan eğitim resimleri, halkın estetik beğenisi ile birleşerek anlama, duyumsama gibi özellikleri ön plana çıkarmıştır. Eğitime son derece katkı sağlayan bu resimler tarihe iz bırakmış kişileri ve olayları anlatması bakımından ülke kültürüne destek sağlamıştır. Ressam Praski Vitti eğitime hizmet etmeyi vatan görevi saymış Çuvaş sanatçılarından biridir (Trofimov, 1987: 25).
Kazak kültür tarihinde de önemli hadiselerin yada önemli şahsiyetlerin resmedildikleri görülmektedir. Kazak destan kahramanları, Yesevi felsefesi, Abay gibi konular sıkça işlenmiştir. A.A. Akanev’in Almatı Müzesi’nde bulunan 1983 tarihli “Ölümsüz Şarkılar” isimli 250x 350cm boyutlarındaki eserinde, Kazak kültüründe varolan değerleri bir arada işlediğini görmek mümkündür. Resimde anlatılan temel konu Kazak kültürü ile etrafında oluşan simgesel değerlerdir. Sanat eğitimi penceresinden bakıldığında bu resim öğrencilerin Kazak kültürünü tanımalarına yardımcı olacak değerli bir eserdir (Barmankulova, 1990: 191).
Türk Edebiyatı tarihinde önemli bir yere sahip dünyanın en uzun destanlarından biri olarak kabul edilen Manas Destanı Kırgız sanatçılarını etkilediği gibi bütün Türk sanatçılarını da etkilemiştir. Bu konuyu tasvir eden binlerce tablo yapılmıştır. Otuza yakın Kırgız ressamın 1993 yılında Ankara’da açılan resim sergilerinde Kırgız doğası, coğrafyası ve yöresel motifleri resim diliyle anlatmaları izleyiciler tarafından takdirle karşılanmıştır. Sergiyi izlemeye gelen sanatseverler Kırgız Kültürü hakkında bilgi sahibi olmuşlardır. Bir milletin kendi kültürünü anlatma biçimi olarak sanat yolunu seçmesi başarılı bir şekilde ele alınırsa büyük tesirler yaratmaktadır. Bu sergi bunun en güzel örneğini oluşturmuştur (Erinç, 1993, S: 2).
Kırgız Türk Edebiyatı’nın dünyaca ünlü tanınmış yazarı Cengiz Aytmatov’un eserlerinin faklı dillere tercüme edilerek yayınlanması, tarihi ve sosyolojik hadiselerle dolu bu eserlerin kültürel eğitim üzerine yaptığı etkinin boyutlarını göstermektedir.
Kısa adı TÜRKSOY olan Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi’nce her yıl düzenli olarak düzenlenen “Ressamlar Buluşması” çeşitli coğrafyalarda yaşayan Türk sanatçılarını bir araya getirmektedir. 2000 yılında düzenlenmiş olan bu etkinlikte Kırgız sanatçı Chalida Shimova, Kırgızistan’ın tarihi ve sosyolojik olaylarını kültürel kimlik ve üslubuyla yansıtması gerekçesiyle “TÜRKSOY Özel Ödülü”ne layık görülmüştür (TÜRKSOY, 2001: 17).
Türkistan bölgesinin yetiştirdiği çok sayıda tarihi şahsiyetler, kumandanlar, bilim adamları bir çok Türk sanatçısının resimlerine konu olmuştur. 1991 yılında Ankara GESAM Kültür Merkezi’nde açılan Özbekistan Ressamlar İttifakı Başkanı Rahim Ahmedov’un resim sergisi sanatçılar ve sanat eğitimcilerimiz üzerinde bir hayli tesir bırakmıştır. Serginin ana düşüncesi, Özbekistan coğrafyasının görsel değerlerini sanat eserleri vasıtasıyla Anadolu’ya taşımak olmuştur. Emir Timur, Uluğbey, Alişir Nevai, Hüseyin Baykara gibi tarihi açıdan büyük önem arz eden şahsiyetleri tanıma fırsatı yine sanat eserleri vasıtasıyla günümüze kadar gelmiştir. Taşkent’teki Emir Timur Heykeli, geçmişten geleceğe uzanan bir felsefenin tabii sonucu olmuştur. Semerkant’ta ki muhteşem mimarlık abideleri her Türkün belleğine yer etmiş sanat şaheserleridir (Kaşıkçı, Yılmaz, 1998: 6).
Aşkabat’ta düzenlenen ve TİKA tarafından organize edilen Türk ve Türkmen sanatçıları bir araya getiren sergi ile kültürel, sanatsal gelişimde önemli adımlar atılarak Türk dünyası sanatçılarının ortak değer paydaları üzerinde durulmuştur. Benzer organizelerin artması Türk kültür değerlerini birbirine yaklaştırarak, sanatçı ve kültür adamlarının birlikte hareket etme olanaklarını sağlamlaştıracaktır (Kabasakal, 2001: 3).
Azerbaycan halkı tarih, edebiyat, sosyal ve siyasal olaylar karşısında daima duyarlılığını muhafaza etmiştir. Bütün Azerbaycanlı sanatçılar, eğitimciler kendi tarihi geçmişlerinde yer alan önemli hadiseleri eserlerine yansıtmışlardır. Mikail Abdulayev’in “Karabağ”, Tahir Salakhov’un “Köroğlu”, Hafız Zeynelov’un “Tomris ve Şah İsmail”, Elçin Memedov’un “Korkut Ata” gibi eserleri ortak kültürel değerleri yansıtması bakımından önemli örneklerdir (Gusunov, 1986: 3).
Doğu Türkistan’ın en tanınmış sanatçılarından Gazi Ahmet’in yaptığı “Kaşgarlı Mahmut” tablosu Türk dünyasında Kaşgarlı Mahmut’u tasvir eden en önemli tablolardandır. Bu tablonun aynı zamanda edebiyat kitaplarında Kaşgarlı Mahmut’un anlatıldığı bölümlerde kullanılması, eğitimde sanat dilinin görselliğini yansıtması bakımından önemlidir.
Türk dünyası genel hatlarıyla incelendiğinde sayısız önemli şahsiyetlere sahip, geniş coğrafyalarda yaşam mücadelesi veren Türk Halklarıyla doludur. Ortak kültürel değerlerin mevcudiyeti Türk halklarının birbirinden kopmalarına imkan tanımayan en büyük bağdır. Bu nedenle eğitim, bilim, ilim, kültür, sanat alanında yapılan yatırımlar her daim Büyük Türk Dünyası’na katkı sağlayan en büyük yatırım olacaktır.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Fert ve cemiyet olarak “insanı biçimlendirmede” sanat eğitimi önemli bir yere sahiptir. Sanat eserlerinin sadece sanatçının estetik kaygısı ve ruh dünyasını yansıtması, sanatın devam eden sürecini kısıtlamaktadır. Bu nedenle her milletin sanat eğitimine önem vermesini, kültürel değerlerinin çağlar boyu yok olmadan gelecek nesillere aktarılması ve mirasın korunmasında etkili rol oynayan bir faktör olarak karşımıza çıkarmaktadır (Arvasi, 1982: 182).
Sanatçılara ait sanatsal açıdan değerli resimler, kendi içinde incelendiği zaman derin anlam taşıyan kelimeler dizisi olarak tanımlanmaktadır. Sanatçının anlatmak istediği düşünce paralelinde, herkesin anlayabileceği evrensel bir dil kullanmaktadır. İnsan eğitiminde bu dil en basit ve en kolay anlatma biçimidir. Bu nedenle bazı bilim adamları, dünyanın en eski iletişim aracı olarak mağara duvarlarında bulunan İlkçağ resimlerini göstermektedirler. Mağara duvarlarında bulunan resimler, sanat eğitiminde çocuklara gösterildiğinde, çocuklar tarafından çeşitli anlamlar yüklenerek, bir takım düşüncelerini ifade etmeleri mümkün olmaktadır. Sonuç olarak çocuk resimlere anlam yüklemeyi ve anladığını söylemeyi basit bir araç olarak görmektedir.
Bilinçli sanat eğitimcileri ve sanatçılar, toplumları için önem arz eden tarihi ve sosyolojik olaylara çalışmalarında veya derslerinde yer vermektedirler. Türk Eğitim Sistemi genel yapısı incelendiğinde sanat eğitimi ve güzel sanatlara gerekli hassasiyeti göstermektedir. Fakat buna rağmen öğretmenlerin ve öğrencilerin sanat eğitimine bakış açılarında bazı problemler olduğu açıkça belli olmaktadır. Örnek vermek gerekirse ilköğretim derslerinde hedeflenen amaçlar doğrultusunda, kavramların açıklanmasında öğretmenler genellikle anlatımcı bir yol izlemektedir. Öğrenme sürecinde öğretmen merkezli olarak işlenen dersten öğrencinin ne kadar verim aldığı tartışma konusudur. Tarih kitaplarının görsellik adına yetersiz kalması, sanatsal bazı gereksinimlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ünlü savaşların, destanların, dayanışmanın, birlik ve beraberliğin anlatıldığı sanatsal faaliyetlerin, plastik açıdan irdelendiğinde eğitime büyük etki ettiği görülmektedir. Eğitim sanat eserleriyle desteklendiği takdirde, ezbercilikten uzak tamamıyla anlamaya yönelik bir süreç olacaktır.
Ankara’da bulunan Anıt Kabir Müzesi Türk savaşlarını anlatan resimlerle zenginleştirilmiştir. Müzeyi gezen herkeste savaşın dehşetini yaşatacak şekilde planlanmış bir düzenlemeden söz etmek mümkündür. 29 Ekim, 23 Nisan, 19 Mayıs, 10 Kasım gibi yılın çeşitli dönemlerinde her ilden ilk ve Orta dereceli okullar bu müzeye gezi düzenlemektedirler. Burada bulunan resimler Anıt Kabir Müzesi’nin manevi öneminin yanında, öğrenciler üzerinde etkili tesir oluşturmaktadır. Öğretmenlerin gerekli materyallerle zenginleştirilmiş ve tam donanımlı ortamlarda ders işlemesi, öğrencilerin menfaatine olacaktır. Devlet burada Türk eğitim sistemi içinde bazı radikal kararlar almak zorundadır. Örneğin ezberci ve öğretmen merkezli işlenen derslerden süratle vazgeçilmeli ve anlamaya dönük öğrenci merkezli ders programları hazırlanmalıdır. Çağın en büyük iletişim araçlarından bilgisayar kullanmayı her öğretmenin öğrenmesi gerekmektedir. Bu sayede Öğretmen sadece sınıf ortamında ve belirli zaman diliminde dersi yöneten bir baskın kimlik olmaktan kurtulacaktır. Öğrencilerin sanatsal materyallerle görsellik kazandırılan konuları anlamaları daha kolay olacaktır. Örnek vermek gerekirse bir öğrencinin dinleme ve anlama süresi ortalama 15 dakika gösterilmektedir. Fakat sinemada saatlerce bilinçli olarak film izleyen bir kişi filmi sıkılmadan ve her karesini takip ederek uzun süre izleyebilmektedir. Bunun sebebi her iki kişide de hedef alınan anlatma biçiminin algılandığı alanların farklı olmasıdır. Şöyle ki dinlemek pasif pozisyonda kişiyi belirli bir süre sonra sıkabilir. Fakat görsel açıdan zenginleştirilmiş sanatsal objelerle desteklenen derste 15 dakikalık “sıkılma süresi”nin uzayacağı muhakkaktır. Türk dünyasında pek çok alanda yetişmiş bilim adamları olduğu gerçeğini bütün dünya kabul etmektedir. Fakat çağın hızla ilerlediği, bilginin iki dakikada eskidiği günümüz ortamında, eğitim alanında yeni fikirler üretme zorunluluğu her geçen gün ortaya çıkmaktadır.
Türk Dünyası’nda sanatçılar desteklenmeli, kültürel aktiviteler artırılmalı, eğitimcilere yeni kaynak ve materyaller sağlanmalıdır. Burada özel sektör ve devlet kurumları birlikte hareket ederek birbirine yardımcı olmak zorunda, maddi anlamda yeni kaynak üretme yolu aranmalıdır. Türk sanatçısı gelişirse, Türk sanatı gelişecek, Türk sanatı da kültürleri geliştirecek, dolayısıyla halk bilinçlenecektir. Türk Dünyası’nın en büyük umudu Türk gençliğidir. Tarihini bilen, sosyal yapısına ters düşmeyen bir gençlik her Türk bilim ve ilim adamının rüyasıdır.
KAYNAKLAR
ASLANAPA, O .,(1996) Türk Cumhuriyetleri Mimarlık Abideleri, Türksoy Yayını Ankara, S: 14- 17.
ARVASİ, S ., (1982) Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz, Türkmen Yayınevi İstanbul, I. Baskı, S: 182.
AYVAZOĞLU, B ., (1988) İslam Estetiği ve İnsan, Çağ Yayınları İstanbul, S: 198.
ATAÖV, T . , (1983) Eşref Üren Hayatı ve Eserleri TC. İş Bankası Yayınları Ankara, S: 14.
BABAYEVA, L. , (2001) Türkmen ve Hint Kültürü Etkileşimleri, Türksoy Dergisi, Sayı:4, Ankara, S: 31.
BARMANKULOVA, B. K., (1990) İzobrazitelnoe İskusstvo Covetskovo , Kazakstana, Almatı S: 191.
BAYRAM, S. , (1977) Malazgirt Zafer ağabeydesi, Milli Kültür Dergisi, Kültür Bakanlığı, S: 13.
BÜLBÜLOĞLU, P ., (1996) Türk Cumhuriyetleri Mimarlık Abideleri,(Sunu Yazısı) Türksoy Yayını Ankara, S: 5.
CEBECİ, D ., (1998) Men Kazanga Baraman, Türk Dünyası Tarih Dergisi, S: 13.
ÇERDONNAYA, C. M., (1983) İzobrazitelnoe İskusstbo Sovetskoy Tatari, Moskva, S: 101.
DAVIDOV, A. F ., (1996) Gorod Bolgar, Kazan, S: 240.
DEMİR, N ., Nevruz Tarihi Alt Yapısı, Eğitim ve Kültür Dergisi, Ankara, S: 45.
ERİNÇ, S. M., (1993) Kırgızistan’dan Görüntüler, İzlenimler Kırgızistan Ressamları Karma Resim Sergisi Katoloğu, Milli Piyango Yayınları, Ankara.
GÖREN, A. K., (2003) Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Sanata Yaklaşım ve Sonuçları, Sanat Dünyamız, Y.K.Y. İstanbul, S: 81
GUSEYNOV, Y. İ., (1986) İzobrazitelnoe İskusstvo, Azerbaycanskoy SSR. Moskva, S: 3.
KINAYTÜRK, H., (1985) Sovyet Çağdaş Resim ve Grafik Sergisi, Sanat Çevresi Dergisi, S: 15.
İPŞİROĞLU, M. Ş ., (1985) Bozkır Rüzgarı (Siyah Takım), Ada yayınları İstanbul, S: 28.
KABASAKAL, Ö ., (2001) Hep Beraber Altın Asıra, Türk ve Türkmen Sanatçıları Resim Sergisi Katoloğu, TİKA Yayını, Ankara S: 3.
KAŞIKÇI, N., YILMAZ H., (1998) Tanrı Dağlarından Malazgirt’e, Türkar Yayınları, Ankara, S: 6.
MUSLİMOV, İ. B., (1995) Ha Stıke Kontinentov İ Tisivilizatsi, Gogolevskiy S: 335.
NACİ, E., (1980) Türk Edebiyatı Dergisi, Nisan Sayısı, S: 20.
NORDŞTEYN, T.A., (1984) İskusstvo Sibiri İ Dalnevo Bostuka,Leningrad, S: 57.
ÖZDEK, R., (1983) Harikalar Ansiklopedisi, Tercüman Yayınları, İstanbul, S: 237.
ÖZERGİN, M.K ., (1978) Turan’ın Kültür Tarihine Toplu Bakış, Turan Mecmuası, Yıl: 2 Sayı: 1, İstanbul S: 9.
SOYAK, H. R., (1968) Fotoğraflarla Atatürk Albümü, Hayat Yayınları, İstanbul, S: 97.
SULTANOVA, R., (2000) Derevo Sizni, İldara Hanova, Kazan, S: 7.
ŞİMŞEK, A., (1998) Türk Dünyası, Tüdev Yayınları, Ankara, S: 35.
TUYAKBAEVA, B. T., (1989) Epigrafiçeskiy Dekor Architekturnova Kompleksa, Ahmeda Yasavi, Alma- Ata, S: 70.
TROFİMOV, A., (1987) Derevo Balşova İskusstva, Çeboksari, S: 25.
GERİ