RESSAM HAKKI İNAN’IN ARDINDAN
Mehmet Başbuğ
4 Temmuz günü kızı Merih’in telefonda babamı kaybettik demesine hiç inanmak istemedim. Çünkü Hakkı İnan gibi hayat dolu bir insanın ölümünü ani bir telefonla duymak onu yakından tanıyan herkes gibi beni de çok üzmüştü. Son zamanlarda sağlığında bazı değişikler olmuş, bir operasyon geçirmiş ama yinede sanat aşkını ve heyecanını hiç yitirmemişti.
Ressam Hakkı İnan kendi eliyle yazdığı kısa özgeçmişinde:
“1926 Kastamonu’ da doğdum. Hava makinist okulundan mezun oldum. Ortaokul sıralarında Resim Öğretmenim Ahmet Gültekin’in teşviki ile resme başladım.Ankara’ya geldiğimde Ressam Eşref Üren ve Osman Zeki Oral ile tanıştım. Nevzat Akoral ‘dan özel resim dersleri aldım. Nihat Tandoğan ve asker ressamlarımızdan Saim Kanra atölyelerinde çalıştım.Çalışmalarımı empresyonizm ve natüralizm etkisinde kalarak sürdürmekteyim. Belgeselliğe çok önem vermekteyim.Eski mimari eser ve yapılara ayrı bir önem vermekteyim.Yurtdışında özel koleksiyonlarda, yurtiçinde Devler Resim-Heykel Müzeleri, bankalar, resmi kuruluşlar, özel koleksiyonlarda eserlerim bulunmaktadır. Gesam, Ankara Birleşmiş Ressamlar ve heykeltıraşlar Derneği, Ankara Sanatçılar Derneği, İstanbul Ressamlar Derneği üyesiyim.” der (TİKA, 2001).
Hakkı İnan sadece yaptığı resimlerle bilinmezdi. Ressamlığının yanı sıra can dostu, sevecen, her konuda yardımcı olan, kollayan, koruyan, emeği paylaşan bir kişiliğe sahipti. Onu ilk olarak yetmişli yıllarda Abdurrezzak Kurtuluş’un Ankara Ted Koleji’nin arkasındaki atölyesinde ressam, çerçeve ustası, restoratör olarak tanımıştım. Kendi çalışmalarını görmem için beni Ankara Bahçelievler’de bulunan bir binanın çatı katındaki atölyesine davet etmişti. Bu atölye Ankara’da bulunan bir çok ressamın uğrak yeriydi. Özellikle hafta sonları ressamların buluşup resim yaptığı ve Hakkı Bey ’in kendi eliyle hazırlayıp, fırına pişirmeye götürdüğü ıspanaklı börek ikramı onu yakından tanıyan herkesin bildiği bir olaydı. Hakkı Bey’i tanıdıktan sonra hafta sonları onun evinde Ankaralı bir grup ressamla buluşup resim yapmam, canlı modelden desen çalışmam ayrı bir resim heyecanı vermişti. O yıllara dönüp baktığımda Hakkı İnan’ın atölye-evinde Ankara sanat ortamını yakından tanıyan bir çok ressamın eseri vardı.
Eşref Üren, Saim Kanra, Nevzat Akoral, İsmail Altınok, Nihat Tandoğan, Aslan Gündaş, İhsan Türhan, Hüsnü Güler, Erkan Geniş, Ali Düzgün, Ercan Gülen, Mehmet Başbuğ, Asım Yücesoy, Kemal Çelik… Burada isimlerini zikremediğimiz birçok sanatçı daha vardı.
Hakkı Bey kışın Ankara’da yazın da memleketi olan Kastamonu’da çalışmalarını devam ettiriyordu. Her yaz Kastamonu’da bulunup oranın doğasını tuvallerine aktarmakla sanki özdeşleşmişti.
Kastamonu’yu resimleri ile Devlet Resim Sergilerine ve diğer sergilere gönderdikleri eserleriyle tanıtmaya özen gösteriyordu. Bundan dolayıdır ki Kastamonu Valiliği’ne bağlı Rıfat Ilgaz Kültür merkezi bünyesinde yer alan Devlet Güzel Sanatlar galerisi içinde “Ressam Hakkı İnan Salonu” bulunmaktadır. Valilikçe salona “Hakkı İnan” adı verilmesi sanat çevrelerinde sevinçle karşılanmıştır.
2000 yılının 23 Nisan günü onun ismiyle anılan salonda sergi açmam hatta Vali Enis Yeter ismiyle bastırılan sergi davetiyesinde “Ressam Hakkı İnan” isminin kullanılması beni bir hayli duygulandırmıştı.
Kendi özgeçmişinde de belirttiği gibi Hakkı İnan akademik sanat eğitimi almamıştı. Saygın, alçak gönüllü, eleştiriye açık bir ressam olan Hakkı İnan akademik ressamlardan özel ders alarak kendini yetiştirmiş bir ressamdır. Bir çok ressamı dinler, öğütler alarak uygulamaya çalışırdı.Yine kendi özgeçmişinde belirttiği empresyonizm ve natüralizmden etkilenerek peyzaj, ölü doğa, natürmort, gibi konuların yanı sıra kaybolmaya yüz tutmuş mimari eserleri, arkeolojik eserleri itina ile tuvallerine yansıtması onun doğa tutkunu yanını hemen ele vermektedir. Özellikle asker ressam Saim Paşa’nın Hoca Ali Rıza ekolünden gelen bir anlayışın takipçisi olması, Hakkı İnan’da da kabul görmüş olacak ki birçok eserinde bu anlayışı yansıtmıştır.
Eserlerindeki belgeselci anlayış, kaybolmaya yüz tutmuş mimari eserlerimize önem verdiğinin göstergesidir. Özellikle Anadolu Sivil Mimari’yi temsil eden geleneksel evleri, Kastamonu’yu ve Safranbolu’yu, Anadolu’nun muhtelif yerlerini gezerek, konularını özenle seçtiği bu alanın, en güzel yapıtlarını ortaya koymuştur.
Dini mimari yapılardan; camiler, türbeler, kümbetler ve benzeri tarihi yapıları da Hakkı İnan’ın eserlerinde görmek mümkündür. Bu eserler Anadolu Selçuklu dini yapılarından Osmanlı ve Cumhuriyet’e kadar devam eden Türk Kültür Sanat perspektifinin geniş halkaları şeklinde düşünülebilir.
Hanlar, kaleler, saraylar, resmi ve askeri yapılar Hakki İnan’ın resimlerinde çağdaş plastiğin pentürel imkanları ile tuvale yansımış ve belgesel bir hüviyet taşıması açısından önem arz etmiştir. Çünkü Hakkı İnan’ın yirmi, otuz yıl önce özenle resmettiği bu eserlerden bazıları doğal afetlerle veya bazı etkenlerle yıkılmış, bozulmuş ve tarihi eser kimliğini kaybetmiş olabilir. Ama onun resmi bu doğal ve doğal olmayan etkenlere rağmen bugün bir belgesel niteliğinde mevcudiyetini korumuş ve o eserlerden gelecek kuşakların da haberdar olmasını sağlamıştır.
Devlet olarak, millet olarak veya herhangi bir birey olarak bizimde üzerimize bazı yükümlülükler düştüğüne inanıyorum. Bugün hayatının büyük bir kısmını sanata, sanat eserine ayıran bu ender sanatçılarımızı gelecek kuşaklara tanıtmak, onların eserlerini korumak, bir arşiv oluşturmak için daha çok çaba, daha çok istek ve daha çok bilincin gerektiğini öğrenmemiz gerekiyor. Bu gerekliliğin farkına vardığımız zaman, Türkiye’de sanat bugünkü durumundan çok daha ileri olacaktır.
Kanaatimce, Ressam Hakkı İnan’ın Kastamonu’da yaşadığı ev onun adını taşıyan bir müze haline getirilebilir. Bunun sayısız örnekleri gerek Türkiye’de gerek yurtdışında vardır. Başta Kültür Bakanlığı, Kastamonu Valiliği, Kastamonu Belediyesi, İl Özel İdaresi ve sanatseverlerin bu konuda daha duyarlı olması gerekmektedir. Çünkü bir millet sanatçılarıyla, sanatçılar ise isimleri ve eserleriyle yaşar. Bir ülkenin sanatı ne kadar ilerdeyse gelişmişlik düzeyi de o kadar ilerdedir. Geçmişten günümüze kadar gelişmiş medeniyetlerin sanata verdiği öneme baktığımız zaman, sanatın bir medeniyetin gelişmesinde ne kadar etkili olduğunu görmekteyiz.
Gerçek Bir Sanatçının Son Yolculuğu…
5 Temmuz 2006 günü Ankara Kocatepe Camii’nde kılınan öğle namazından sonra Karşıyaka Mezarlığın’ da defnedilen Hakkı İnan’ın cenazesinde çok sayıda sanatçı ve sanatsever hazır bulundu. Başta Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Sayın Yekta Güngör Özden, sivil ve askeri erkan, araştırmacı yazar Nail Tan , sanatçı dostları; Nihat Tandoğan, Erkan Geniş , Ercan Gülen, Asım Yücesoy, Ömer Lütfü Çetin, Kemal Çelik, Orhan Yıldız, Kültür Bakanlığı, Gesam, Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği, Ankara Sanatçılar Derneği temsilcileri, aile fertleri ve isimlerini sayamadığımız çok sayıda yakın dostu İnan Ailesini bu acı günde yalnız bırakmadılar. Ressam Hakkı İnan’ın bu ani kaybının yüreğimizde hissettirdiği acı, Ressam Hakkı İnan’ın adının ve eserlerinin unutulmayacağı düşüncesiyle biraz hafiflemektedir. Bu dünyada Hakkı İnan gibi ressamlarımızın isimlerinin ve eserlerinin unutulmaması dileğiyle kendisine Tanrı’dan rahmet, ailesine ve dostlarına başsağlığı diliyorum…
GERİ